Site İçi Arama


 

Konuşma Bozuklukları


KEKEMELİK NEDİR?


KEKEMELİK

 

Kekemelik, konuşmanın tümünü etkileyen bir bozukluktur. Ses ya da eklemleme bozukluluğu konuşmanın tümünü değil, bir kısmını etkiler. Sesleri genizden çıkaran kişinin konuşması sadece o seslerin bulunduğu konuşmada özürlüdür. Bu seslerin bulunmadığı bütün konuşmaları düzgündür. Dinleyen çoğunlukla farkına bile varmaz. Eklemleme bozukluğunda da öyledir. Konuşurken ‘r’ sesi yerine ‘y’ sesi çıkaran çocuk, yalnızca içinde ’r’ sesi bulunan sözcüklerde özürlü görülür. Oysa kekemelik konuşmanın akıcılığı ve ritimde bir bozuklukla ona bağlı diğer yan özürlerle birlikte görülür. Bazen yan belirtileri daha etkili olur. Kekemenin konuşması dinleyeni göme ve işitme yoluyla etkiler. Ağır derecede kekeleyen bir yetişkinin hiçte hoş bir görüntüsü olmaz. Bu, sadece dinleyenin fark edeceği bir görüntü değildir. Çoğu kez, bu hoş olmayan görüntü ve belirtiyi, kekemenin kendisi de fark eder ya da hisseder. Bu özelliğinden ötürü kekemelik üzerinde en çok durulan bir konuşma özrü olmuştur.

 

Eklemleme bozukluluğu daha sık rastlanan bir konuşma özrü olmasına karşın, kekemelik hakkında çok şey yazılmış, çok araştırma yapılmıştır. Bunlar çok eski devirlerden beri devam ede gelmektedir. Yazıların ve söylenenlerin içinde birbirine çok zıt, değişik görüşler vardır. Üzerinde çok durulur olması ve çok yayın yapılması konuyu iki yönden etkilemektedir. Bir yandan kekemelik bazı yönleriyle daha iyi anlaşılır hale gelmektedir. Öte yandan, bazı konularda değişik görüşler atılmış olması okuyucuyu şaşırmaktadır. Ama yine de şu söylenebilir: Yapılan araştırmalar, çalışmalar ve yayınlar sonucu, bugün kekemelik hakkında oldukça açık ve çoğunluk tarafından kabul edilen görüşlere sahibiz. Fakat kekemeliğin tanımı, nedenleri ve tedavisi konusunda bazı görüş ayrılıkları vardır. Bunlarda değişik görüşlerden birleştirilebilirler birleştirilecek, birleştiremeyenler ayrı olarak dikkate alınıp kekemeliğin tanımı, belirtileri, okula ilgisi, niteliği, özünün düzetilmesi yolları üzerinde durulacaktır.

 

 

Tanım

 

            Kekemeliğin çoğunluk tarafından kabul edilmiş bir tanımı yoktur. Bazıları kekemeliği bir ritim bozukluğu olarak kabul ederler. Ritim bozukluluğuna konuşmanın akıcılığındaki bozukluğu ekleyenler de vardır. Kekemeliğe sadece ritim ve akıcılık bozukluluğu olarak bakıldığında kekeleyenle kekelemeyeni ayırmak çok güçtür. Çünkü herkesin kendine özgü bir konuşma ritmi, akıcılığı ya da gözlenebilir duraklaması, irkilmesi vardır. Gerçi konuşmanın akıcılığı için radyo, televizyonlarda haberleri sunan spikerlerin konuşması örnek olarak alınabilir. Spikerlerin haber bültenlerindeki konuşmaları akıcılık yönünden artı uca konursa, kekemelerinki derece derece eksi uca doğru kayan bir durum gösterir. Bunun sınırını kestirmek güçtür. Günlük konuşmada, spikerlerin haber bülteni verirken yaptıkları konuşma ölçüsünde akıcılık bulmak güçtür. Her gün rastladığımız kişilerin yaptıkları konuşmalara, radyo ve televizyonlarda yayınlanan röportajlara göz atıp, kulak kesilirsek akıcılık yönünden farklılar yakalayabiliriz. Ama bu kişilere kekeme diyemeyiz. Konuşmadaki akıcılığın saptanması istatistiksel bir işlemi gerektirir. Kekeleyenler de kekelemeyenler de akıcılık yönünden geniş ayrılıklar gösterir. Bu tanımların kullandığı akıcılık sözcüğüyle ne kastedildiğinin açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. O zaman tanım bir tür betimleme olmaktadır. Akıcılığın bozulması demek, konuşmada; duraklama, irkilme, uzatma, tekrarlar ve patlayıcı başlamalar demek olacaktır. Bu açıklamadan hareket edildiğinde kekemelik konuşmanın akıcılığının duraklama, irkilme, uzatma, tekrarlar ve patlayıcı başlamalarla bozulmasıdır türünden bir tanım ortaya çıkacaktır. Benzer yaklaşımlarla yapılmış birkaç tanım daha verilebilir. Kekemelik; tutukluk, bir sözcüğü ya da sesi yineleyerek duraklama, kimi sesleri uzatma ya da patlama nedeniyle konuşmayı olağan ritim ve akıcılığıyla sürdürememe durumudur veya kekemelik sesli konuşmada sözcüklerin akışının yineleme, takılma, solunum tutuklukları, kas gerilimi gibi nedenlerle engelleyip, kesintiye uğramasıdır.

 

Belirtilere dayanmadan yapılan tanımlar da vardır. Kekemelik, konuşmaktan çekinen bir kişinin konuşmadan önce gösterdiği kasılma ve tepkilerdir. Bu tanıma göre kekemelik, kişinin tekrar kekelemeyeyim derken yaptığı şeydir. Kekemeliğin belirtilerinden birini ya da birkaçını esas alarak yapılan tanımlamalar da vardır. Pepemelik, sözcüklerin ilk sözcüklerini güçlükle söyleyebilme; dil tutukluluğu. Dil tutukluluğu, dilin görevi tam olarak yapamaması yüzünden ileri gelen ve sözcükleri açık olarak söyleyememek biçiminde kendini gösteren bir konuşma güçlüğü.

 

Yukarıda verilen tanımların çoğunu içeren ve onlara belirtilerin çoğunu ekleyerek yapılan tanımlar da vardır. Bunlar bir araya getirildiğinde şöyle bir tanım ortaya çıkmaktadır: Kekemelik, kişinin tekrar kekeleme kaygısıyla konuşma sesi, hece, sözcük ya da, cümleciklerin irkilme, duraklama, uzatma, patlatma, yinelemeler ve bazen bunların yanında, birtakım yüz, el, kol ve vücut devinimleri gibi belirtilerle konuşmanın ritim ve akıcılığında oluşturduğu bozukluktur. Bu tanım, başlangıçta özürlü konuşma için sıralanan ölçütleri de içermektedir.

 

 

Belirti ve Türler

 

Kekemelik ışık ve ses dalgasına dayalı iki tür belirti veren bir özür türüdür. Ses dalgasına dayalı olan belirtileri yukarıda verilen tanımlar içinde değişik sözcüklerle ele alınmış bulunmaktadır. Ama burada bir kez daha sıralamakta bir sakınca yoktur. Sesin çıkması gereken zamanda çıkmayışı, patlayarak çıkması, gereğinden fazla uzatılması, gereksiz yere yinelemesi, seslerin birbirine ulanarak sözcük oluşturulmasında olağandışı yerlerde duraklayarak ulamanın kesintiye uğraması gibi belirtiler sese ilişkin olanlardır. Ayrıca bunlara ek olarak ışık dalgası, yani görüntü veren diğer belirtiler de vardır. Bunlar konuşanın dudak, burun hareketlerinde olağan dışılık, göz kırpma, gereksiz yerlerde yüz kasılmaları, boyun sinir ve kaslarında kabarma ve gerilme, el ve kol hareketlerinde sertleşme ve gereksiz davranışlar, ayak, bacak hareketlerinin katılması ve tipik, kasılma gibi davranışların görülmesi, bazen tümüyle gövdenin olağandışı davranışlarda bulunması halleridir. Kekemelik tek bir isim ile anılan bir özür ise de, kendi içinde bir takım ayrıcalıkları olan türler halinde de ele alınabilirler.

 

Kekemelik bazı kişiler için konuşmaya başlama sorunudur. Kişi konuşmaya niyet eder, konuşmak için girişimde bulunur. Fakat bir türlü konuşmanın ilk sözcüğünde, ilk sözcüğün sesine başlayamaz. Onu çıkartmak için zorlanır. Bu zorlanma dışardan da kolayca fark edilebilecek düzeyde olur. Kekemeliğin bir diğer türü, konuşma başladıktan sonra alışılmamış bir biçimde konuşmanın kesilmesi ya da duraklamasıdır. Çoğunlukla başlanmış olan tümce bir ya da bir kaç yerinde kesintiye uğrar. Bazı hallerde her duraklamayı bir başlayamama güçlülüğü izler.

 

Bir başka tür kekemelik, konuşmaya başlarken belirli seslerin çıkarılış biçimiyle ilgilidir. Bazı bireyler konuşurken bazı sesleri, özelikle sözcüklerin ilk seslerini birden patlatarak çıkarır. Birey para diyecekse, önce duraklar. Bütün gücünü ilk ses olan ‘p’ nin çıkarılmasına harcar. Böylece ilk hece olan ‘pa’ olağandışı bir gürlükte ve birden çıkarılır. Bundan ötürü böylesi belirti veren kekemeliğe patlama denir.

 

Bazı olgularda belli bazı sesler olağandışı sayıda yineler. Birey ben diyecekse ‘b’ sesini heceleyerek be, be ,be ,be ,be, be....diye yineler ve sonunda ‘n’ sesini de ekleyerek ben sözcüğünü tamamlar.

 

Bazen ses olağandışı uzatılarak çıkarılır. Uzak demek isteyen bir kekeme ‘u’ sesini gereğinden fazla uzatarak ancak uzak sözcüğünü söyleyebilir. O zaman sözcük “uuuuuuuuuuzak” biçiminde çıkarılmış olur. Uzatma ilk seslerde olduğu gibi sözcük ortasında olan sesler de pek görülmez.

 

                                  Hangi Yaşlarda Başlar?

Kekemelik, % 3 oranında görülmektedir. Çocuklarda genellikle ailedeki daha küçük çocuklarda görülmektedir. Erkeklerde kadınlara göre 3-4 kat daha çok görülmektedir. Kentsel kesimlerde kırsala göre daha çok gözlenmektedir. En çok 2-7 yaş arasında görülmekte olup, ortalama başlangıç yaşı 5 yas civarıdır. Konuşmanın yeni kazanılmaya başladığı bu dönemde, çocuk çevreyi de tanımaya çalışmakta ve aklından çok şey geçmekte, ancak konuşma hızı yetmemektedir. Bu dönemdeki kekemeliğe de “fizyolojik kekemelik” adı verilmektedir. Daha yaşlı kekemelik vakalarının daha çok durakladıkları, hava akımlarındaki kesilmelerin, ses tellerine uygulanan basıncın, iletişim kurma korkularının daha yüksek olduğu ve konuşma durumlarından kaçınmanın daha çok görüldüğü saptanmış.

Genel olarak erkek çocukların kızlara göre daha karmaşık düzeyde kekelemelerinin olup, daha çok kekeleyerek, daha az karşılarındakilerle göz göze gelmeye çalıştığı, iletişim kurmaktan kaçındıkları, dolayısıyla tedavilerinin de daha uzun sürdüğü belirlenmiştir. Kekemeliğin %80’i düzeliyor ve bunların  %60’ı kendiliğinden geçiyor. Bazı vakalarda erişkinliğe geçiş döneminde (16 yaşından önce)  kaybolmakta, bunun dışında tedavi edilmeyen vakalar ömür boyu sürmektedir.

 

                                               Okulla İlgisi

 

Kekemelik okullarda görülen belli başlı konuşma özürlerinden biridir. Sayısal olarak bakıldığında diğer özürlere göre daha azdır. Fakat etki olarak okullarda başta gelen sorunlardan biri olmaktadır. Kekemelik konuşmanın tümünü etkileyen ve bundan ötürü konuşanı daha çok sorun içine sokan bir özür türüdür. Ayrıca kekemelik öğretmen ve öğrencilerin farkında oldukları konuşma özrü türlerinden başta gelenidir. Konuşma özrü deyince pek çok kişinin aklına ilk gelen kekemelik olmaktadır. Öğrenciler arasında alay konusu edilen davranışların başında yine kekemelik gelmektedir. Bu bakımdan kekemelik sadece kekeleyenin değil, öğretmenin de bir sorunu olmaktadır okulda.

 

Öte yandan 5 ile 14 yaşlar arası dönemde, 5 yaştan önce başlayan kekemeliğin giderek arttığı yaşlar olarak bilinmektedir. Bu yaşlar da çocuğun ilk ve ortaokul dönemidir. Bu bakımdan öğretmen ve yöneticilerin bu konuyla yakından ilgilenmeleri gerekir. Bu konuda öğretmenlere düşen görevlerin neler olabileceği daha sonra ele alınmıştır.

 

 

Niteliği

 

Daha önce kekemelik üzerinde yapılan araştırma ve çalışmaların birçok ortak görüşleri getirdiğine değinilmiştir. Bu ortak görüşlere kısa kısa değinilmekte yarar var.

1.      Kekemelik eski çağlardan beri bilinen ve insanlığı etkileyen bir konuşma özrüdür. Her çağda, büyük toplumlarda kekemelik var olagelmiştir. Aristotle, Demosten gibi ünlülerin kekeme olduğunu tarih kitapları yazar. Konuyla ilgilenenler de bunu bilir Bunlar arasında yakın tarihin ünlülerinden Winston Churchill’i de sayabiliriz. Tarih ilkçağlarından beri bilinen bir özür oluşu, o zamandan beri kekemeliğin niteliği, nedeni, tedavisi çalışmalara konu olmuştur. Yukarda değinilen çok çeşitli yayınların doğması da bundandır.

2.      Kekemeliğin uygarlıktan etkilenen, uygarlıkla artığı söylenen bir özürdür. Amerika’daki kızıl derili kabilelerin bazılarında ve İngiliz Gagası yerli kabilelerin bazılarında hiç kekeleyen olmadığı gibi, dillerinde kekemelik karşılığı bir sözcük bulunmadığını gösteren araştırmalar vardır. Kekemeliğin genel nüfusu ya da okul çağı çocuklarına göre oranını kesin olarak söylemek güçtür. Toplumdan topluma, kültüre ve hayatta aynı toplumun içinde sosyoekonomik düzeye göre bu oran değişebilmektedir. Bizde 760 öğrenciyi kapsayan bir araştırmada oran %2 olarak bulunmuştur.

3.      Kekemelik cinslere göre değişiklik göstermektedir. Genel olarak erkek çocuklar arasında daha sık görülmektedir. Oran yaşa, çevre koşularına ve yapılan araştırmalara göre değişmektedir. Batılı kaynakları bu oranı 1/10 ile1/4 arasında göstermektedir. Bizde yapılan bir araştırmada oran ½ olarak bulunmuştur. Bir başka kaynak kekemeliğin erkeklerde kızlara göre 4-5 kat fazla olduğunu ileri sürmektedir. Kekemeliğin erkek çocuklar arasında daha fazla görülmesinin nedeni kesin olarak bilinmektedir. Bu konuda iyi düzenlenmiş araştırmalardan birini yapmış olan Schuell’e göre olasılı neden şu olabilir: Erkek çocukların fizik, sosyal ve dil gelişim hızı kızlara oranla daha yavaştır. Bu, onları kızlarla eşit olmayan koşullarda yarışmaya ve kıyaslanmaya zorlamakta ve bunun sonucu erkeklerde daha çok engelleme, güvensizlik ve duraksama görülmektedir. Eğer engelleme durumu çok sık olur ve konuşma başkalarındaki ile olumsuz biçiminde kıyaslanırsa ve çocuk bunu farkında olursa konuşma kaygısı gelişebilir. Öte yandan kız çocuklarına aile ve toplum içinde her yaşta daha ılımlı davranmaktadır. Yani kızlar erkeklere oranla çocukluk dönemlerini daha ılımlı ve uygun koşular altında geçirmektedirler. Bu bakımdan kekemelik kızlarda daha görülebilir.

Kekemelikte dengenin erkeklerin aleyhine bozukluğu sadece sayıda değildir. Kekemelin derecesi – ağırlığı- erkek çocuklarda kızlara oranla daha fazladır. İş bununla da kalmamakta, kekemelik oğlanlarda kızlara göre daha uzun süren bir sorun olmaktadır.

4.      Kekemelik genellikle 2 - 4 yaşları arasında oluşan bir özürdür. Bu yaşlar konuşmanın kazanıldığı yaşlardır. Kekemelik bu yaşlarda başlar görünmekte ya da çocuk bu yaşta kekeme olarak damgalanmaktadır. Çocuk, çoğunlukla kekemeliği okul öncesi çağda geliştirmeye başlamaktadır. İlk çocuklukta başlayan kekemelik yaş ilerledikçe artar, ergenlik çağında kuvvetlenir. 18 - 20 yaşlarında sonra hafifleyebilir. Kekemelik bazen birdenbire ve üzücü bir biçimde başlayabilir. Fakat çoğullukla çok hafif başlar, gelişimi yavaş yavaş olur. Bazıları o kadar hafif başlar ki, ana baba ne zaman başladığını bilemez. İlkokul dönemi sonraki yaşlarda kekemeliğin başladığı pek ender görülmektedir. Bu yaş sınırı 14 - 15 olarak gösterenler de vardır.

5.      Çocukların çoğu 2 - 4 yaşları arasında kekemeliğin sınırına gelir, fakat kekeme olmadan bu sınırı aşabilir. Bazı çocuklarda bu sınırı 6 - 7 yaşa kadar uzanabilir. Fakat seyrektir.

 

Çocuk 2 - 4 yaş döneminde konuşmayı öğrenir ve ne söylediğine, nasıl söylediğine dikkat edilmeye başlar. Bu dönemde çocuğun düşünme hızı, sözcükleri çıkarabilme hızından fazladır. Bu nedenle çocukta geçici bir kekemelik görülebilir. Çocuk konuşurken duraklama ve yineleme yapar. Fakat kendisi bunun farkında değildir. Ama çevresindekiler bu duraklama ve yinelemeleri olağandışı olarak görebilir. Çocuğun çevresindekiler bunu fark etmez ya da konuşmasını düzeltmesi için zorlayıcı baskıda bulunmazsa, çocuğun dikkati konuşması üzerine çekilmezse, bu dönem 7 - 8 yaşlarına doğru düzgün konuşmayla tamamlanmış olur.

 

Kekemelik olguların çoğunda yukarda sözü edilen geçici kekemelik döneminde ana babanın karışması görülmektedir. Çocuk düzgün olarak geçirebileceği dönemi “kekeleme”, ”doğru konuş”, ”konuşmana dikkat et” gibi yetişkinlerin karışmasıyla kekeme damgasını yiyerek tamamlar. Bu damgalama çoğunlukla kekemelik konusunda yetişmiş uzman kişiler tarafından yapılır. Böyle küçük yaşta kekeme tanısı konulan çocuğun kekemeliği ile yetişkin bir kekemenin kekemeliği arasında fark vardır. Bu bakımdan tanıya kekemeliği oluşturan nedenlerden birisi olarak bakılmaktadır.

6.       Kekemelik derece ve süreğenlik açısından farklılıklar gösteren bir özürdür. Kekemeliği ne kadar ağır olursa olsun, hiç bir kekeme her zaman ve sürekli olarak kekelemez. Kekemenin kekelemeden, rahat ve düzgün konuştuğu durum ve anlarda vardır. Orta derecede bir kekeme konuştuğu sözcüklerin ancak %10 da kekemeler, %90 ını düzgün söyler. Kekeme korolarda şarkı söylerken, kendi kendine konuşurken, bir hayvanla konuşurken, oyun oynar ya da çalışma sırasında konuştuğunda kekelemez. Yine, bir spor etkinliği sırasında, gece karanlığında kekeme daha rahat konuşur. Bazı kekemeler değişik kişiler karşısında değişik derecede kekeler. Çocuk annesiyle konuşurken daha rahattır da babasıyla aynı rahatlık içinde konuşamayabilir. Öğrenci okul müdürüyle sınıf öğretmeniyle konuştuğu kadar rahat konuşamaz.

 

Kekemelik sürekli değildir. Kekemenin kekelemediği zamanlar vardır. Bu zamanlar onun kekemelik derecesine ve yaşam havsına göre azalıp çoğalabilir. Kısaca kekeme çocuk bazen günlerce ve haftalarca kekelemeden konuşabilir. Kekemeliğin şiddeti de zaman zaman değişebilir. Çocuğun yaşantısına bağlı olarak kekemelik bazı anlarda şiddetlenir, bazı anlarda şiddeti azalır. Heyecan ve yorgunluk bu değişikliğin nedenlerinden ikisidir.

 

Kekemelik bazı durumlarda ortaya çıkar. Tümlerin ilk sözcükleri, tümce içindeki uzun sözcükler, tümce içindeki isim ve fiiller diğer sözcük türlerine göre daha çok kekemeliktedir. Telefon konuşmasında, kendisi telefonla birisini aradığında daha çok güçlük çekmektedir. Fakat başkası onu aradığında o kadar güçlük çekmeden konuşabilmektedir. Okuma sırasında okunan parçanın konusunun önemi arttıkça ve zihin düzeyi yükseldikçe kekemeliğin arttığı dikkati çekmektedir.

7.      Konuşmanın akıcılığı açısından bakıldığında, kekemeliğin kendine özgü bir görüntü vardır. Kekemenin konuşmasında düzgün konuşmaya oranla daha fazla duraksama, duraklama, patlama, yineleme ve uzatma görülür. Akıcılığın aksaması dışında kekemelik tipi denilen bir takım ek el, kol, ayak, vücut, yüz, göz devinmeleri de görülür. Bunların karışımının oluşturduğu görüntü çok değişik olabilmektedir. Bu bakımdan birbirinin tıpkısı biçiminde kekeleyen iki kekeme bulmak olanaksızdır.

8.      Kekemelik gelişimsel bir özürdür. Gelişimi içinde kekemelik belli bazı dönemlerde ayrılıp incelenebilir. Çoğunlukla kabul edilen “birinci dönem kekemeliği” ile “ikinci dönem kekemeliği” diye adlandırılan ikili ayırımdır.

 

a) Birinci Dönem Kekemeliği: Kekemeliğin başlangıç dönemi diye adlandırabileceğimiz bu dönemdeki konuşmada görülen belirtiler konuşmanın yalnızca sesine ilişkindir. Çocuğun konuşmasında duraklama, tutulma, yineleme ve uzatmalar dinleyenler tarafından fark ediliyor, fakat çocuk kendisi bunların farkında değil ve konuşmaktan çekinmiyorsa böylesi özürler birinci dönem kekemeliğidir denebilir. Yalnız ölçü önemlidir. Yukarda sözü edilen duraksama, tutulma, yineleme ve uzatmalar çoğu düzgün konuşmalarda da görülür. Çocuk ya da yetişkin, çevremizdeki kişilerin konuşmalarına bu açıdan bakacak olursak bir hayli duraksama, tutulma, yineleme ve tutulma fark ederiz. Aslında onlar kekeme değildir ve konuşmaları da kekemelik sayılamaz. Bu bakımdan böylesi belirtiler gösteren her çocuk kekeme değildir ve o gözle bakılmamalıdır. Bunun ölçüsü şudur: Konuşmadaki duraksama, tutulma, yineleme ve uzatmalar dinleyen bir tek kişinin değil de çok kişinin dikkatini ve çoğu zaman çekiyorsa ve dinleyenlerin dikkatini ne konuşulduğundan çok nasıl konuşulduğuna çeviriyorsa, o bireyin konuşması birinci dönem kekemeliği olabilir.

 

b) İkinci Dönem Kekemeliği: Bu dönem konuşma duraksama, tutulma, yineleme ve uzatmalardan başka, birtakım yüz el, kol ve vücut devinmelerinin eklenmesiyle konuşma daha çok “NASIL” a dikkat çeker hale gelir. Ayrıca konuşan da ne söyleyeceğinden daha çok nasıl söyleyeceğine dikkat eder hale gelmiştir. Bu dönemde artık kekeme, konuşmaya başlarsa nerede kekeleyeceğini düşünen, kekelemekten kurtulmayan bir konuşmacı haline gelmiştir. Bu dönem kekemeliğinde konuşmanın akıcılığının akması dışında, yukarda da değinildiği gibi birtakım görsel belirtiler de ortaya çıkar. Konuşma sırasında burun deliklerinin fazla açılması, dudakların çarpılması ya da sağa sola doğru devinmesi, göz kırpmalar, boyun kaslarında gerilmeler, kol ve ellerin gerilmesi, ayakların tekmelenmesi, karın kaslarının fazla devinmesi gibi durumlar belirgin hale gelir.

 

 

Nedenler

 

            Daha önce denildiği gibi, bugün kekemeliğin nedenleri konusunda bir birlik ve beraberlik yoktur. İleri sürülen görüşler oldukça değişiktir ve çoktur. Her görüşü savunan kendisini destekleyecek bazı araştırma sonuçlarını da vermektedir. Bu bakımdan burada, görüşleri olabildiği kadar birleştirerek, kümeler halinde açıklama yoluna gidilecektir. Değişik görüşler burada beş alt başlık altında ele alınacaktır. Bunlar kekemeliği: yapısal bir problem olarak ele alanlar; öğrenilmiş bir davranış olarak kabul edenler; bir kişilik bozukluluğu diye ileri sürenler; perseverasyon – direnme ile açıklamaya çalışanlar ve bunlar arasında orta ya da karma bir yol tutanların kuramlarıdır.

 

 

Kekemelik Yapısal Nedenli Bir Özürdür

 

Bu kümedekiler kekemeliği bedensel, fizyolojik ya da nörolojik bir nedene bağlamaya çalışırlar. Bu görüş çok eski çağlardan beri sürüp gelen bir açıklamadır. Kekemeliğin dildeki bir özre, hançeredeki ses bantlarındaki bozukluğa, nörolojik nedene bağlayanlar olmuştur.  Beynin sağ ve sol yarı kürelerinden birinde konuşma merkezi başat hale gelmezse, konuşma işi beynin iki yarı küresi arasında sürüncemede kaldığını, bu durumun kekemelik oluşturduğunu söyleyenler, beyin sinirleri ile ses çıkarma organlarını devindiren sinir ve kaslar arasında yeterli uygunluk ve beraberlik olmayışından kaynaklandığını söyleyenler de vardır.

 

Bu görüşte olanlara göre kekeme olan bireyler aslında kekemeliğe uygun, yatkındırlar. Eğer çevre koşulları kekemeliği önleyecek durumdaysa mesele yoktur. Çocuk kekeme olmadan dönemi geçirir. Fakat çevre koşuları çocuğun bünyesiyle bağdaşırsa kekemelik gelişir. Kekemelik soy ve özgeçmişleri üzerinde yapılan araştırmaların bulgularını kendi görüşlerini desteklemek için kullanılır bu kümedekiler. Bu konuda yapılan araştırmalara göre kekeme kişilerin soyunda kekeme kişiler vardır. Solaklık kekemeler arasında daha çoktur. Kekemelik ikiz doğum yapan ailelerde ikiz doğum olmayan ailelerden daha fazla görülür. Yine, ikiz doğum kekeme olan ailelerde kekeme olmayan ailelere oranla daha fazladır. Yani ikizler arasında kekemelik daha çok görülür. Kekemelerin dil gelişimleri incelendiğinde “gecikmiş konuşma” problemi görülür. Kekemeler arasında sinir sistemini etkileyecek biçimde uzun süren ateşli hastalık geçirenlerin sayısı oran olarak fazla görülmektedir. Kısaca, bu görüşte olanlara göre fizik yapı kemeliğe uygun ortam hazırlar. Bu ortam diğer koşullarla birleştiğinde kekemelik gelişir.

 

 

Kekemelik Öğrenilmiş Bir Davranıştır

 

Bu görüşü savunanlar kekemeleri bir küme olarak, kekeme olmayanlardan ayrı gören ya da gösterenlere karşıdırlar. Bu görüştükleri göre kekemelerle kekeme olmayanlar arasında küme olarak kalıtım, fizik gelişim, sağlık gelişimi, zekâ ya da kekemeliğe neden olabilecek tek etken yönünden hiç bir ayrıcalık yoktur. Kekemelik öğrenilen bir davranıştır. Aslında konuşmanın kedisi öğrenilen bir süreçtir.

 

Konuşma gelişimi sırasında öyle bir dönem gelir ki, o dönemde her çocuğun konuşmasındaki akıcılık sekteye uğrar. Kekemeler bu dönemde konuşmanın akıcılığındaki tutukluğun yanlış değerlendirilmesi sonucu, bu özrün zorla kazandırıldığı bireylerdir. Öyleyse kekemelik bir yapısal özelliğe bakmaksızın, herkesin başına gelebilecek bir özürdür. Konuşma gelişimindeki bu kritik dönemde ana baba, öğretmen ve diğer yetişkinler tutulma ve duraklamaya karşı aşırı duyarlık gösterir, endişelenir, telaşlanırlar. Bunu çocuğa aktarırlar. Böylece çocuk düzgün, engelsiz biçimde atlatabileceği bir dönemden, tutulma, duraklama gibi kekemelik belirtilerini benimser, bilinçli hale getirir ve kekeme olarak çıkar.

 

Bu görüşte olanlara göre kekemelik herhangi bir yapısal özre bağlanmaz.  Aristotle zamanından bu yana, kekemelik ile ilgili inançları ele alarak tek tek onların yanlış yanlarını ortaya çıkarmaya çalışır bu görüşte olanlar. Orta derecede bir kekemenin konuşmasının ancak %10 nunda kekelediğini ortaya çıkaranlar bunlardır. Eğer yapısal bir özür kekemeliğin nedeni olsaydı konuşmanın geriye kalan %90 da kekeleyerek yapılması gerekirdi. Kekeme konuşma sırasında 1 - 2 saniye ya da daha az sürmektedir. Eğer organik bir özre dayansaydı, o organik özrün konuşmayı her zaman etkilemesi gerekirdi. Organik özrün bir diğer dayanağı da aynı biçimde kekeleyen iki kekeme bulmanın olanaksız olduğudur.

 

Kekemeliğin soy kovalaması onun kalıtsal olduğunu göstermez. Zaten soy kovalanması da ileri sürüldüğü kadar yüksek değildir. Aynı ailede görülen kekemelik olgularının nedeni, genlere bağlı kalıtsal olmaktan çok, geleneksel bir hal olmasındandır.

Yine, bu görüşte olanları yaptıkları araştırmalardan çıkarılan sonuç, kekemelikle psikonevroz  ya da ağır derecede kişilik bozukluğu arasında bir bağlantı kurulamayacağıdır.

 

 

Kekemelik Bir Kişilik Bozukluğudur

 

Bu kümede, çoğunlukla ruhbilimci ve ruhsal sağaltımcılar toplanmaktadır. Onlara göre, kekemelik kişilik bozukluğunun bir belirtisidir. Kekemelik bir konuşma bozukluğu değildir. Kekemelik benlik ve rol çatışmasıdır. Kekeme, kekeleyerek konuşmakla düzgün biçimde konuştuğunda doyuramadığı birtakım ruhsal gereksinmelerini doyurmaktadır. Kekemelerde belirli bazı kişilik özellikleri vardır. Bebeksi, zorlayıcı, çekingen, endişeli, güvensiz, bağımlı, yalnız, utangaç gibi sıfatlardan biri ya da birkaçı ile tanımlanabilecek kişilik özellikleri gösterir kekemeler. Gökay ve kasatura yaptıkları araştırmada kekemeler ile nevrotikler arasında bazı benzerlikler bulunmuşlardır. Aile içi çatışmalar bakımından kekemeler ile nevrotikler arasında %70 gibi bir benzerlik görülmektedir. Bunu sinirlilik, endişe, kaygı izlemektedir. Diğer özelikler bakımından da anlamlı bir fark bulunmamıştır. Kekemelerin ailelerinde ana babalar aşırı titiz, kuralcı olmakta ve kekemelikte ruhsal etkenlerin payı büyük ölçüde görülmektedir. Eğer bir çocuğu kekeme yapmak istiyorsanız, onu çok kesin kurallara göre, hiç yanılgısız ve yanlışsız davranması için zorlayın. Kurallarınızı hiç bozmayın, biçiminde ters örnekle kekemeliğin olumsuz ruhsal ortamda geliştiğini göstermeye çalışanlar vardır.

 

Bu görüşte olanların bazılarına göre insan vücudu biyolojik yönden bir denge içinde gelişir. Görevlerini de dengeleme biçiminde yürütür. Dış ve iç ısı olması gerekenden fazla olursa vücut terlemeye başlar. Bu terlemeyle dengeyi sağlamaya çalışır. Soğukta büzülür, tüyler diken diken olur. Bu da dengeyi sağlama çabasıdır. Bunlara benzer nice değişmeler vardır ki hep dengeyi sağlamak ve korumak içindir. Bunlar, durumsal baskılara, sıkıntılara karşı dengeyi koruyabilmek için vücudun karşı tepkileridir. Hangi türden olursa olsun, baskı ve güçlük altında kaldığında vücudun görevlerinde bir uyumsuzluk, çözülme meydana gelir. Bir baskı ya da güç duruma karşı bünyeden gelen tepki çoğunlukta tek bir biçimde olmaz. Bazı durumlarda baskıya bütün vücut tepki gösterir yani bütün vücuttaki denge bozulur. Buraya kadar söylenenler içgüdüsel işlevlerde meydana gelen değişmeler ya da çözülmelerdir. İnsanoğlunda öğrenilmiş, sonradan kazanılmış olan işlevler de vardır. Yürüme, koşma konuşma v.b gibi. Genel olarak bu işlevler iyi kazanılmışsa, yerleşmişse, baskı ve güçlük karşısında hemen çözülmezler. Onlar daha kararlı ve süreklidirler. Ama zayıf kazanılmış olan işlevler çok çabuk ve hafif baskılar karşısında hemen çözülüverir.

 

Konuşma kazanılmış, öğrenilmiş olan işlevlerden biridir. Şayet öğrenilme döneminde, işlev iyice pekişmeden, güçlenmeden bir baskıyla karşılaşırsa konuşma bozuk olabilir. Bu, birinci dönem kekemeliği biçiminde görülür. Konuşma kazanıldıktan sonra her hangi bir baskı karşısında çözülür, bozulursa bu ikinci dönem kekemeliği biçiminde görülür.

 

 

Bir Direniş (Perseverasyon)Belirtisi Olarak Kekemelik

 

Bu görüşte olanların hareket noktası, insanoğlunda değişikliğe karşı bir direnmenin var oluşudur. Değişiklik fizyolojik-organik olduğu gibi ruhsal ve sosyal olabilir. İnsan, organizma olarak, kendini bir önceki duruma alıştırmıştır. Önceki durum değişse, etkisi ortadan kalsa bile, organizma bir süre onu hissetmeye devam eder. Trenle uzun bir yolculuk yapan kişinin trenden indikten sonra, bir süre yine kendisini trendeymiş gibi hissetmesi bunun örneklerinden biridir. Heyecanlı bir olayla karşılaşan kişinin olay yerinden ayrıldıktan sonra bir süre sonra hala aynı heyecanı duyması da diğer bir örnektir. İnsanın günlük yaşamında bu gibi etkiler çoktur. Fakat çoğunlukla bu gibi durumlar vardır ki etkisi ve direnme uzun sürer. Duygusal gerginlik ve kaygılar bunlar arasındadır. Eğer birey direnmeye neden olan bir durumun etkisi altındayken konuşmaya zorlanır ya da kişi kendini konuşmak için zorunlu hissederse, direnme etkisini onun konuşmasında gösterir. Yani direnme ve tepki, konuşmada irkilme, tutulma, yineleme ya da uzatma biçiminde ortaya çıkar.

 

 

Kekemelik Tek Bir Nedene Bağlanmaz

 

Bu görüşte olanlara göre, kekemelik her zaman bir tek nedene bağlanarak açıklanamaz. Gerçi yukarda açıklanan görüşler az çok hep doğrudur. Bunların birini kabul edip diğerlerini atmak ya da onlara karşı gelmek olanaksızdır. Neden bireyden bireye değişir. Bazen bir, bazen birden fazla neden bulunabilir kekemelikte. Bu görüşün başını çekenlere göre kekeme çocuklar, duygusal çatışmalar olan bir geçmişe; olağan sayılabilecek tutukluğu kekemelik diye tanılayan-damgalayan bir bünyeye; konuşmalarının akıcılığını engelleyen bir çevreye ve sınırlı hoşgörüye sahiptirler. Özet olarak, daha kesin bilgilerle donatılıncaya kadar bu son görüş olacaktır denebilir.

 

 

Özrün Düzelmesi

 

 Bundan önce ele alınan konuşma özürlerinde olduğu gibi, kekemelikte de özrün düzeltilmesi “Tanılama ve Tedavi” alt başlıkları altında açıklanacaktır.

 

Tanılama

 

Özrün düzeltilebilmesi, konuşmanın geliştirilebilmesi için özürlü bireyin tanınması ve özre ilişkin doğru bir tanının konulabilmesi önemlidir. Kekeme olmasından kuşku duyulan ya da “kekemelik sorunu var “ diye getirilen çocuk iyice incelenmelidir. Kekemeliğe özgü olarak, kekemeliğin:

a) Gelişim biçimini;

b) Olasılı nedenlerini;

c) Devam etmesini ve ağırlaşmasını etkileyen koşulları;

ç) Devamını sağlayan şimdiki çevre koşullarını;

d) Tedavide yardımcı olabilecek koşulları ortaya çıkaracak türden bilgilerin toplanmasına özen gösterilmesi gerektiğini vurgulamakta yarar var.

 

Bunu sağlayabilmek için çocuğun kendisiyle, çevresindekilerle gerektiği kadar görüşme yapılmalı, gerekli bakılar ve test uygulamaları yapılmalıdır. Bu incelemeler sırasında kekemeliğin belirtileri (ses ve ışık dalgalarına dayalı görüntüsü), kekemelikle birleşen diğer olumsuz özelliklerin neler olduğu, kekelenen durum ve koşulların neler olduğu, kekemeliğin ağırlık derecesi, yakınlarının kekemeliğe ve çocuğa karşı tutumu, çocuğun duygusal uyumu ve gelişimi, sağlık durumu, kekemeliğinden ötürü inceleme konusu olmasına karşı, tedaviye karşı tutumuna ilişkin gözlem ve görüşmelere dayalı bilgiler toplanmalıdır.

 

Her incelemede olduğu gibi, bu tür inceleme sonunda da uzman:

a) Çocuğun hangi dönem kekemesi olduğunu;

b) Kekemelikle birleşen başka olumsuz özellikler olup olmadığını;

c) Kekemeliği ağırlaştırıcı koşullar varsa neler olduğunu;

ç) Kekemeliğin olasılı nedenlerini;

d) Çocuğun ve ailesinin sağaltıma karşı tutumlarını;

e) Tedavisinin ne kadar yararlı olabileceğini belirten bir özet rapor hazırlamalıdır.

 

Tedavisinin ne kadar olabileceğini kestirebilmek için yukarda belirtilen hususlara ilişkin bilgilerin yeterli ve doğru olmasına çalışılmalıdır.

 

Tedavi

 

Kekemeliğin tedavisinde izlenen yollar, nedenlere ilişkin kurumlara bağlı olarak çok ve değişikliktir. Kekemeliğin nedenini yapısal bozukluğa bağlayan ya da o görüşte olan uzman sağaltımda o yöne ağırlık verecektir. Kekemeliği bir kişilik bozukluluğu olarak uzman ise ruhsal sağaltımı savunur ve onu uygular. Nedene ilişkin kurumları açıklarken, son olarak değinilen orta yol görüşü sağaltım için de geçerlidir. Ancak burada bir önemli noktanın açıklanması gerekmektedir. Kekemeliği baştan nedenler ruhsal olmasa bile sonradan, kekemeliğin bir ruhsal sorun haline dönüştüğü açıktır. Bu bakımdan kekemeliğin düzeltilmesinde ruhsal sağaltım ile konuşma sağaltımının birilikte düşünülmesi gerekmektedir. Ruhsal sağaltım ya da konuşma sağaltımı için bireysel ve grup çalışmaları yapılabilir. Kekemelerle yapılacak ruhsal sağaltım için grup çalışmalarının daha etkin olduğunu ileri sürenler vardır.

 

Konuşma tedavisi ve ruhsal sağaltım yöntemleri kekemeliğin birinci ya da ikinci dönem oluşuna, ağırlık derecesine, bireye ve sahip olunan olanaklara bağlı olarak değişkenlik gösterebilir. Tedavide bir genel kural kekemeliği yaratan, sürdüren, ağırlaştıran etkenlerin ortadan kaldırılması ya da etkilerinin azaltılmasına çaba gösterilmesidir.

 

Derleyen

Mine Çelik - Psikolojik Dan


Geri Dön

 
 
Çocuk ve Gençler
Hakkında Videolar
Basındaki Röportajlar

Köşe Yazıları

Oyun TerapisiPsik. Dan. Mine Çelik
Anne Çocuk BağlanmasıUzm. Dr. Gökçe Küçükyazıcı
Öğrenme BozukluklarıMürvet Ülkü Psikolog

Sizden Gelenler

Sizden Gelenler